18 Ocak 2018 Perşembe

3 boyut

İnsan 3 boyutlu bir varlık.
Meselâ fiziken.
En, boy ve derinlikten oluşuyor.
İnsan her 3'üyle birlikte insan olabilir/kalabilir.
En için diğer ikisinden vazgeçebilir miyiz?
*
İnsan zaman çizgisi (tarih) bakımından da 3 boyutludur.
Geçmiş, bugün ve gelecek.
İnsan her 3'üyle birlikte insan olabilir/kalabilir.
Geçmişi olmayanın geleceği olabilir mi?
*
Kim ki geçmişi unutturuyor...
Sâdece bugün var diyor...
Ve geleceğin plânlanmasını engelliyorsa...
Bilin ki o ve projesi insanlığın ortak düşmanıdır.
*
Maalesef etrafımızda geçmişin reddine inananlar...
İdeoloji haline getirip savunanlar var.
Onlar bizim insanlarımız, düşman görmeyelim.
Görüşlerimiz farklı olabilir, ama insan olarak birbirimize saygı borcumuz var.
Sevelim sayalım sarılalım lüften...
Unutmayalım, ömür akletmeyenler için özürdür.

Mânâsız dünya

Batı medeniyeti tıkanma noktasında.
Maddenin işlevselliğinde yaptıkları teknolojik devrimle kalakaldılar.
Şimdi de maddeyi yapay zekâ ile birleştiriyorlar.
Hedef insansı robotlar üretmek.
Kendi akıllarını robotlarına giydirecekler.
Anlaşılan mânâ yine öksüz kalacak.
*
Bu noktaya gelmelerine, acziyetleri yol açtı.
Mana karşısındaki acziyetleri...
İnsanı çözemeyince maddeye yöneldiler.
Madde ile mânâyı birleştiremeyince de silahlandılar.
Şimdi robotlara mânâyı yani insanlığı yok ettirecekler...

İntermobil bağımlılık

Çocuklarımızın hepsi bir âlem.
Postmodern dünyada kesinlikten ve sınırlardan uzak yaşıyorlar.
Ne ileriye yönelik bir hedef koyuyor ne de değerler skalasına yaraşır sorumluluk üstleniyorlar.
Yaptıkları tek şey, Kafalarını gömdükleri ekrana bakarak gülümsemek.
Bazen ben bile neye güldüklerini merak ediyorum.
Bağımlılığa dönüşen bu hal, geleceğimiz adına potansiyel zaaf.
Sanıyorum erken yaşlarda disiplin temelli bilinçle ön alma durumumuz var.
Emin değilim diyorsak, bilelim ki istikbalimiz aydınlık zihinlere emanet değil!

Bir'den Bütüne-Kişiden Sisteme

Mobil telefonda en uzun konuşma süresi bize aitmiş.
Anlaşılan boş lafı ve dedikoduyu pek seviyoruz.
Çöpe atılacak zamanımız bol.
Neden acaba?
Hayatı kişiselleştirmeye meraklıyız da ondan.
Siyaseti de öyle...
Liderlere bakarak partileri ve siyasetlerini anlamaya çalışıyoruz.
Ahmet sağcı, Mehmet sosyalist, Hasan liberal diyoruz.
Oysa aktörlere bağlı siyaset anlayışımız, bize büyük zarar veriyor.
Sistematik kavrayış olmayınca bulanık suda avlanmamız kolay oluyor.
Başımızı kaldırıp bir türlü göremiyoruz saat gibi tıkır tıkır işleyen küresel sistemi.
Hazır aklımız mideden beyne doğru çıkıyorken bize yakışmayan bu alışkanlıktan kurtulalım.
Oyunu anlayıp asıl düşmanlara odaklanalım.

Churchill ne demişti hatırlayın; 'İstanbul, Paris'ten, Berlin'den ve Londra'dan daha önemli bir şehirdir.'
Kabile devleti ya da İskandinav ülkesi değiliz.
Kriz zamanlarında normal düşünürsek faturası ağır olur.




Sağ gösterip sağ vurmak

'Türkiye İran olmayacak' mottosunu sık kullanan 28 Şubatçılar, mütedeyyin askerleri tasfiye ederek kendi mollalarının önünü açtı.
Ne ironik durum!
28 Şubat'ın hazırlanmasında aktif şekilde rol alan Nazlı Ilıcak, bu tutmayan projenin hesabını ödeyen simgesel isimdir.

*
İki figür öğrenen her dansözün Türkiye'nin bağımsızlığına ve istikrarına kastedemeyeceğini göstermek adına hakettiği şekilde cezalandırılmasında sayısız fayda vardır.

15 Ocak 2018 Pazartesi

E-pornografi


Azınlıkların yönettiği modern toplumların karakteristik özelliği ‘disiplin ve kontrol toplumu’ olmalarıdır. Disiplin ve kontrolü kolaylaştıran bir etken olarak gözetim, azınlık yönetimleri için vazgeçilmez bir önemdedir. Bir çıkar etrafında sıkı bir bağla birbirine kenetlenen iktidar, çoğunluğun tepkisel davranışlarının örgütlü yapıya kavuşarak kitlesel bir tehlike haline gelip gelmediğini önceden görmek ister. Toplumu cam bir fanus içine kapatmak ve böylece olağan dışı her davranışı sınırlandırarak gözetlemek, iktidar için öncelikli varoluş sebebidir. Bunu yaparken de görünmeden, yeterince uzaktan ve karşılıklı bağımlılık yapmayacak şekilleri amaçlar. Gizlilik ve mahremiyet gibi tehdit altındaki her ferde ait masum temel hakların, ‘ulusal güvenlik’ açıklaması karşısında hiçbir önemi yoktur. Jeremy Bentham ile özdeşleşen panoptikon deneyi, bu anlayışın keskin bir dışavurumu niteliğindedir.

Post modern dönemde toplumun kontrolü, teknolojik imkânların gelişmişlik seviyesiyle doğru orantılı bir şekilde ve yönde değişmiştir. Gözetleme, kaydetme ve sınıflandırmaya imkân veren yeni yeni araçlar dışardan içeriye ya da bir başka ifadeyle bedenden ruha doğru insanı keşfetmek üzere tasarlanmıştır. İnternet bu araçların en yaygını olarak her ailenin odasına, her ferdin telefonuna girerek kişiyi çepeçevre kuşatmıştır.

İnternet her şeyin anlık değiştiği ve bu değişimi öncesinden kimsenin öngöremediği bir akışkan bölgenin adıdır. Günlük hayattaki vazgeçilmez yerini almasıyla birlikte amansız bir takip ve kontrol aracı haline dönüşmüştür. Asıl varlık amacı dijital veritabanlı pazarlama olan söz konusu keşfin, kullanıcının bıraktığı izlerden faydalanma amacında da olduğu basına yansıyan haberlerden anlaşılmaktadır. Bu haberlere bakılırsa kimi önemli insanlar toplumca yadırganan bazı ilişki türlerine meyletmişlerdir. Ve bu insanları suç işlemek için ayartan da internet imiş…İnsan bedeninin çekiciliği ve hayal gücünün teknoloji ile birleştiği bir sanal ortama dönüşen internet…

Biz bu yazıda internet pornografisinin insanı yalnızlaştırıp içe kapatarak yeni bir dünya inşa etme özelliği üzerine odaklanacağız.

Postmodern çağda kitlesel savaşlar ortadan kalkarak yerini terör örgütlerine bıraktı. Nüfus süpersonik jet hızıyla artmasına rağmen insanlar giderek yalnızlaştı. Geleneksel ilişkilerden koparak iyice içine kapandı. Sırtını dayayacak dostlar yerini kolay, uygun ve rahat erişilebilirliği olan internete bıraktı. Avuç ayasına kadar yaklaşan internet, içsel yalnızlığını paylaştığı insanın sosyal ölümüne izin vermedi.

İlâhi nizamla ve yaratıcısıyla bağların koptuğu bu zaman diliminde kendini yeniden keşfetme arayışına geçen insan, maddenin kendisine yansıyan yüzü olan refaha ve çıkara odaklandı. Kendini tek başına terazi kefesine koymanın bir gereği olarak kesinlik ve sınırlardan uzaklaştı. Ahlâkî ilkelerin sabitliğini ve kesinliğini esnettiği için pornografiyi ‘cinsel özgürlük’ kılıfında sunanlara inanmakta bir sakınca görmedi. İnternet bu tür insanlar için hayli zengin alternatifler sunan bir mağazaya ve sanal bir ‘özgürlük’ alanına dönüştü. En azından bazı kişilerin zihninde…

Hayatın doğal akışında bir araya gelmesi zor ve sakıncalı olan her türlü ilişki, kontrolün zor olduğu internet üzerinden bilgisayar/telefon ekranına taşındı. Doğru, iyi ve güzel işler ile pornografi artık burnumuzun dibinde aynı ekranı paylaşır olmuştu.

İhtiyaç duyulan domatesi almak için markete, USB diski almak için elektronik mağazasına ya da para havale etmek için bankaya gidersiniz. Bunun için evden çıkmanız ve işlem mahalline bizzat gitmeniz gerekir. Ayrı bir mekânın yanında ilave bir zaman da ayırmalısınız. Aynı şekilde karşı cinsle temas kurmak için de ayrı bir zaman ve mekân gerekir. Birlikte hoşça vakit geçirebilmek için yapılması gereken onca işlem sırası mevcut. İşte internet bu türlü doğal gereklilikleri tümüyle ortadan kaldırdı. Aynı mekân ve aynı zamanda hiçbir zahmete girmeden tüm ihtiyaçlarınızı internetten karşılayabilirsiniz.

İnternet kullanıcının güvenli, kolay ve hızlı biçimde pornografiye zahmetsizce erişmesi için önündeki tüm engelleri kaldırdı. Ekrana sığan dijital devrim kadınla erkek arasındaki doğal aşk ilişkisini sert ve hızlı bir biçimde mekanize etti. Bu yeni ilişki biçimi sondan önceki duygusal bağlılığı adım adım güçlendiren aşamalara ihtiyaç bırakmadı. Artık romantik bir akşam yemeği için büyük miktarlar ödemek ve hülyalı gözlere dalgın bakışlar fırlatmak gerekmiyordu. Yakamozların aydınlattığı sahilde el ele tutuşmanın verdiği heyecanla söylenen duygu yüklü büyüleyici cümleler yerini kaba bir argoya bırakmıştı. Tek tıkla 5 dakika içerisinde her türlü ilişkinin zirvesine ulaşılabiliyordu nasıl olsa…

İnternetin aşk dışında etkilediği bir diğer konu da kadınla erkek arasındaki bağdır. Şöyle ki, herhangi bir erkekle tanışan bir kadın ilişkinin evlilikle sonlanmasını arzular. İnternet kadın açısından bu arzunun finalini kötü bir şekilde noktaladı. Zorlu hayat şartlarıyla boğuşan erkekler, bedenden ibaret bir metaya dönüştürülen kadına karşı daha fazla sorumluluk almaktan kaçınmaya başladı. Kadın bedeninden alacağı hazzı, bir tıkla ve daha az maliyetle elde edebileceği internet dünyasında aradı. Bu hakka herhangi bir sorumluluk yüklenmeden sahip olmanın kolay ve ayrıcalıklı olduğunu düşündü.

İnternet insanı pornografiye doğru yönlendirirken kapitalist sistemin modern pazarlama yöntemlerinden faydalandı. Sanki sanal bir mağazaya girermiş ve tercihler arasından beğenileni seçermiş mantığını uyguladı. Ucuz ve zahmetsiz bir şekilde pornografiye ulaşan kişi, rastgeldiği türlerden istediğini tıklayarak sepetine atıyormuş hissini yaşadı. Sanki bir e-mağazadan yapılan alışverişe dönen pornografi gıda veya giyim gibi doğallaşarak metalaştı, dijitalleşti. Ortada özgür tercihle oluşturulan bir ürün sepeti vardı ve kullanıcı bu masum alışverişte ya kredi kartıyla ödeme yapıyor ya da kasaya mahremiyetini koyuyordu.

Sanal mağazada görünümündeki bu siteler, hemen her türden pornografik türü listelemiş olarak kullanıcıya onlarca çeşitlilik sunuyor. Herhangi birini tıkladığınızda o türle ilgili yüzlerce hatta binlerce görüntü anında önünüze seriliyor. Bunların büyük kısmının insan fıtratına ve genel ahlâkî değerlere aykırı olduğunu söylememize gerek yoktur.

Pornografinin en önemli tuzaklarından biri de işte burada boy gösteriyor. İlgisine ve o anki tercihine uygun olana doğru yönelen insan gözüne çalınan diğer tercihlere de aşina olmaktan kurtulamıyor. ‘Aaaa bu da neymiş?’ gibisinden yoğun bir merak duygusu ruhunu sarıyor ve başlıyor türler arasında gezinmeye. Ve zamanının büyük kısmını, garip bir merakın peşinden sürüklediği marjinal türler arasında öldürüyor. İşte burası, pornografi bataklığının ayartıcı ve aynı zamanda işgal edici kısmıdır.

Merakla başlatılıp görsel temasla oluşturulan iz/resim/imaj,  zihinde yerleşip gelişebileceği bir yer arayışına geçiyor. Algı denilen bu çerçeve, normal hayatta karşılığını aramaya kalkınca toplumsal kabulleri karşısına alıyor. Ve kişiyi ait olduğu toplumdan ayırarak sanal bir gerçeklik ve dünya inşa ediyor. Nefsi arzularına mağlup ettirdiği insanı, kendi kurguladığı dijital dünyanın bir parçası haline getiriyor.

3 Ocak 2018 Çarşamba

Dinsel ırkçılık ve bilimin araçsallaştırılması

Az önce gözetim araştırmaları uzmanı David Lyon'un Polonya Yahudisi sosyolog Zygmunt Bauman'la yaptığı söyleşinin kitabını bitirdim. E-söyleşiyi yapan Lyon da Bauman ile aynı kimliği paylaşıyor. Daha önce okuduklarıma dayanarak bu tür çalışmalarda görebildiğim ortak noktalar şunlar:

1- Evrim teorisi tartışılamaz kesin kabuldür. İnsan evrime uğramış bir hayvan türüdür. (Bu herhalde 'Biz bu hayvanları yönetecek seçilmiş milletiz!' demenin başka yolu olmalı.)

2- Felsefe varoluştur. Her türlü çalışmada yoğun bir felsefi izaha girişme eğilimi dikkat çekicidir. Her konu ilgili olsun ya da olmasın bir şekilde felsefi izahla açıklanır. İnsanın anlam arayışına kendi zihinlerinden çözümler üretilir.

3- Holokost ve Nazi vahşiliği. Nazi soykırımı yaşama hakkına dair işlenmiş en büyük insanlık suçudur. (Acıya dayalı bu tür bir meşruiyet çabası, Filistin'deki işgalci devlete haklılık oluşturma çabası olmalı. Aynı zamanda Almanya üzerinden AB projesiyle doğrudan hükmettikleri Avrupa gerçeğini gizlemeye yönelik bir siyasî manipülasyon olabilir.)

4- Bir yüce yaratıcının varlığını ve kurduğu ilâhi düzeni görmezden gelme. Kitapların üzerine eğildiği ana tema madde ve insan eylemlerinin yüceliğidir. En basit sonuçlar, nihayette karmaşık bir felsefeyle maddeye ve insana dayandırılır.

5- Kötülüğün sıradanlaşarak doğallaştığını vurgulama. İyiliğin insan nesline yakışan bir fazilet olduğunun yer almadığı çalışmalarda yine sık sık doğrudan veya dolaylı bir şekilde, kötülüğün sıradan bir şey olduğu aktarılır. Ve Hannah Arendt'in 'Kötülüğün Sıradanlığı' adlı benim de okuduğum ancak art niyetli ve kifayetsiz bulduğum kitaba atıfta bulunulur. Böylece 'insanların doğal kötülük halleri bunu gündemde tutarak yazanların iyi olduğuna delalet eder' denmek isteniyor.

6- Tutuculuk. Kendinden olmayana veya hizmet etmeyene itibar etmeme. Bu tür çalışmalarda kendi kimliklerine sahip olmayana referans olunmazken dipnotlarda da yer verilmez. İlmi büyüklüğü bariz olanlara övgüde cimri davranılır. Henüz bitirdiğim kitapta kendisinden birkaç kez övgüyle bahsedilen Michel Houellebecq, tescilli bir radikal İslâm düşmanı.

Sonuç: İnsanlığın geleceği, toplumsal barış ve kişilik hakları dikkate alınsaydı ve yanlış hedefler için bilim araçsallaştırılmasaydı şüphesiz okuduğum bu kitap iyi bir çalışma olurdu.

17 Aralık 2017 Pazar

Paradoks

(1) Bir dönem kendini 'Ortanın Solu'na koyan tek parti iktidarı hüküm sürerken, Sosyalist yazar Sabahattin Ali'yi kafasına taş vura vura öldürdüler.
Bugün kitapları muhafazakâr iktidar tarafından bütün okullara tavsiye ediliyor.
'Kürk Mantolu Madonna' çok satan kitaplar listesinde üst sıralarda.

(2) Sosyalist yazar Nazım Hikmet, yine tek parti iktidarında yurt dışına kaçmak zorunda bırakıldı.
Muhafazakâr Menderes Nazım'a iade-i itibar vererek ülkeye getirtti.
Bugün bütün kitapları isteyen herkes tarafından serbestçe okunabiliyor, isimleri kültür merkezlerine veriliyor.

(3) Kürt milliyetçisi ve sosyalist Ahmet Kaya, bazı hamaset yüklü sözleri sebebiyle ülkeyi terk etmek zorunda bırakıldı.
Hayata gurbet ellerde veda etti.
Muhafazakâr iktidar onu da dışarda bırakmadı sahiplendi.

Bu ülkede kim kimdir bilen var mı dostlar?
Kim iktidar kim diktatör, kim sosyalist kim demokrat anlayan var mı?
Ben 50 yaşımda anlayamadım da...

13 Aralık 2017 Çarşamba

Kırık heves...

Kimi ünvan, kimi para kimi de ideolojisi hesabına kalemi eline alıyor.
Hiçbir hesabın içinde olmadan birikimini tarihe ve okura emanet etmek isteyen yazar sayısı bir elin parmaklarından az.
Çoğu hiç tanınmayan bu mutsuz azınlık içinde sayarak kendimi teselli ediyorum. Bu avuntu bazen bayağı ileri gidiyor ve kendimi 'kamu yararı' için çok boyutlu düşünen 3-5 kişiden biri gibi düşlüyorum.
Haa bu 3-5 kişi de bir tahminden ibaret sâdece, isim sorsanız söyleyemem.


Bu görüşüm pek enaniyet sayılmaz, zira kişisel menfaat için yıllarımı harcamıyorum.
Ve yapmaya çalıştığım şey çok dar bir alana sıkışan konularda geniş ufuklar açabilmek için her boyuttan olaya yaklaşmaya çalışmak.
Hem de ülkemizde hiç gerekmediği halde yapıyorum bunu...
Ayrıca bir araştırmanın her safhasını en küçük bir ayrıntıyı gözden kaçırmamaya dikkat ederek tek başıma yapıyorum.
Ne bazıları gibi bitmek tükenmek bilmeyen maddi gücüm ne de adıma kaynak taraması yapacak asistanlarım var.

Ama artık bugüne kadar beni iki monitör arasında tutan enerji tükenmek üzere. Açık söylemek gerekirse, bu tür araştırmalara duyulan ilgisizliği, uğradığım haksızlık kaleminden saymıyorum.
Sözlü ya da diğer bir ifadeyle bir sohbet toplumunun içinde yer aldığımı biliyorum.

O yüzden gördüğüm en büyük haksızlık okurların iki kutba bölündüğü günümüzde eserlerin daha okunmadan ya da birkaç cümlesine bakarak belli bir kutba yamanması kolaycılığıdır.
Ne hikmetse kutupların her iki tarafı da bunu büyük bir zevkle yapıyor.
İşte bu durum, son kırıntılarına gelen hevesimi kırdıkça kırıyor.
Marifetin iltifata tâbi olduğu bir toplum için daha alınacak çok yolumuz var çoookkk...

5 Aralık 2017 Salı

Eğitim sorunu

Milli eğitim sistemimizin en temel sorunu ne mekân ne de öğretmen yetersizliği/kalitesi sorunudur.
Mental açıdan en büyük sorun akıl ile zekâ farkının anlaşılamamasıdır.
Bu iki zenginlik arasındaki ilişki tam anlamıyla çözülemediğinden maalesef sisteme entegresi mümkün olmuyor.
Bu zaaf yönetimle değil kalitesi ile ilgilidir.

4 Aralık 2017 Pazartesi

Modern köle

İhtiyacı olan hammadde için Doğu'yu depo olarak kullanan Batı, makineleşmeyi endüstri seviyesine dönüştürdü.
Bir günde ürettiği binlerce giysi, alet ve elektronik eşyayı tüketmek için insanları muhtaç hale getirmesi gerektiğini biliyordu.
Tüketime şartlandırmak için moda ve reklâmı icat ettiler.
Medya jet hızıyla her eve sokuldu.
Binbir zorluğun pençesindeki emeklerimizi tüketim hırsına teslim ettik.
Tabii insan reflekslerine dönmedikçe köle olmaktan kurtulamayacağız vesselam...

Karma namaz

2006 yılının Ocak ayında bazı şahıslar Cuma namazını kılmak için Çamlıca Subaşı Camiine gelirler.
Topluca safa dururlar.
Gelenlerin kıldıkları namaz gelenekleri zorlayacak şekildedir.
Bu alışılmamış namazda kadınlar ve erkekler yan yana bir aradadır.
İkincisi kadınların başları açıktır.
Muhtemeldir ki abdest alma lüzumu da duymamışlardır.
Bu farklı olayı daha ilginç kılan ise kadınlardan birinin ünlü bir Hükümet danışmanının karısı çıkmasıdır.
İşte iktidar denilen şey böyle bir savrulmadır.
Nereden nereye...

Tavuk gibi erken yat, horoz gibi erken kalk

Geçen yıllarda BBC'de yer alan bir haberde şehir hayatından kaçmak için kampa giden insanlarda biyolojik ritmin tabiata uyma eğilimi gösterdiğine dair bir haber okumuştum.
Güneş batınca uyuyan insanlar, güneş doğunca otomatikman gözlerini hayata açıyorlarmış.
Meğer bunun için öyle geniş çaplı bir araştırmaya gerek yokmuş,
bizim Muğla'lı Ayşe Teyzeye sorsalarmış yetecekmiş....
Bu İngilizler başkalarını oyalamak için lüzumsuz anketleri/ araştırmalari yayımlayıp önemlileri saklama huyundan bir türlü vazgeçmiyorlar.

Siyaset ve semboller

ABD Başkanı Trump'un Uzakdoğu ziyareti âdeta birer şov programı şeklinde devam ediyor.
Japon Başbakanı Abe tokalaşma seremonisinde elini Trump'ın elinden kurtaramadı.
Putin ve Duterte ise ortak mesaj vermek ve görüş birliğini belirtmek için onunla aynı renk üstlük giydiler.
Mavi (barış anlamında) üstlük giyilen Trump-Putin görüşmesinden sonra yapılan açıklamada Suriye'deki barış ve toprak bütünlüğü dile getirildi.
Buradan hareketle, beyaz (saflık, masumiyet) giyilen Trump-Duterte görüşmesinden sonra uyuşturucuya karşı birlikte mücadele açıklamasının yapılmış olması bekleniyor olmalı.

Alternatif özgürlük demektir

Milli Savunma Bakanı dün S-400 füzelerinin Rusya'dan alınmasında işin bittiğini açıkladı.
Ayrıca EUROSAM konsorsiyumu ile de işbirliği çalışmaları yapılıyormuş.
Türkiye hem Rusya ile hem de NATO üyesi Fransa-İtalya ikilisi ile çalışarak şunu yapmak istiyor: Ben herhangi bir ülkenin uydusu olmayacağım, tam bağımsız bir politika izleyeceğim.
Bunu resmen söylemiyor ama tek bir tarafa bağımlı kalmayıp alternatifler üreterek ortaya koyuyor. Daha önce yazdığım gibi, özgürlük alternatiflere sahip olmaktır.
İyi pazarlar...